18 Temmuz 2011 Pazartesi

:))

"I can’t even tell myself apart from my own brother when we were smaller." - Joel MADDEN

:))

"Benji’s the evil twin."" - Joel MADDEN

:))

"I didn’t get lessons of any kind, I slept through school." - Joel MADDEN

All Things Rock

Benji: You probably shouldn’t punch the floor on stage while you’re angry.(points to Joel) you should punch your brother, that’s what brothers are for, you should hit your brother.
Joel: Well, I’m speechless.

:))

"We’re just like Ying and Yang, me and him, like night and day sometimes." (on Benji) - Joel Madden

Twinbrother :))

"Joel: “Benji, your a dirty dirty man!”
Benji: “Thats what your mom said last night!”
Joel: “Eww man thats sick! My mom is your mom!"

Madden

7 Temmuz 2011 Perşembe

Balodan bugüne.

Sözde sıkılıyordum falan ya. O kadar yoğun yaşadım ki son 3 haftadır sanıyorum. Mezuniyet balosu, arkadaş toplantıları, birbirinde kalmalar falan. Baya yoğun ve yorgunum. Yan tarafa twitter hesabımı ekledim, ne yaptığımı göresiniz diye. Balo sonrasında her gün başka işim vardı. Gökçeye gittim, Gökçe geldi. İbrahim'e sürpriz parti yaptık falan. Dalya ile koptuk zaten sonraki 4 günde. Kankisu İlayda geldi falan baya eğlencelerdeyiz sorma. Adı lazım olmayan bir arkadaş da gitti uzaklara. Şimdi duruldum. Babinin sözde minyatür (boyum kadar oldu) Big Ben'ine yardım ediyorum arada. Küçük küçük korkulukları boyuyorum, çok eğleniyoruz. Ehi. Öpüldünüz hadi.

Madden

15 Haziran 2011 Çarşamba

Sıkılıyorum arkadaş.

Bugünü tarihe geçin. Bezelye ve çalı fasulyesi ayıkladım. Evet ben. Patates soydum, deniz börülcesi ve semiz otu salatası yaptım. İşsizlikten ne yapacağımı şaşırdım. Evde oturuyorum falan, origami yıldız yapmayı öğrendim. Sonra yıldızlara anime suratlar çizdim. Bir de üşenmeyip, ufak tahtalardan ev yaptım.

Madden

10 Haziran 2011 Cuma

I can do better than you

Buyrunuz.

"So what do you think is gonna happen here!"

"PAUSE IT!"

"Okay, you take a guess."

"Now I'll take a guess."

"We'll see who wins at the end of the movie." :))))

26 Mayıs 2011 Perşembe

Akıl Hastasıyla konuşmak..

Küfürlü ve argo kelimeleri sansürlemedim. Okurken dikkatli olun.


- canın sıkkın gibi abi, hayırdır?
- yoo, öyle mi gözüküyor?
- hı hı, biraz.. dalgınsın yani.
- yok, canım sıkkın diil de.
- de?
- off, ne biliyim lan, sıkkındır belki de, sana ne?
- o abla mı sıktı canını?
- ne alâka?
- öğlen arası onunla konuşuyodun, gördüm!
- sen beni mi takip ediyon?
- yok yaa, kapının önünden geçerken kulak kabarttım.
- kapıyı dinledin yani?
- yaa böyle hararetli bi şekilde konuşuyodun ne biliyim, ben de merak ettim.
- iyi bok yemişsin!
- neyse, anlatıcan mı, niye canını sıktı o abla?
- yani aslında biraz canım sıkıldı da.. o sıkmadı.
- e anlatsana o zaman. bayaa bi zamandır muhabbet etmiyoz zaten.
- ben öküzmüşüm.
- evet, doğru! ne var ki bunda?
- ne diyon lan şuursuz manda? bana mı dedin sen onu?
- ne var abi yaa, siz hep demiyonuz mu ‘biz ruh öküzüyüz’ diye?
- onu biz kendi aramızda diyoruz. sana n’oluyo lan?
- ablam söylediyse niye canın sıkılıyo ki?
- yani öküz demesinde bişi yok da.. hissiz öküzmüşüm ben. kendisi hisli öküzmüş.
- buna mı canın sıkıldı? ha hisli ha hissiz. ne fark eder? neticede öküzsün işte!
- bana bak, siktir git, adamın canını sıkma!
- zoruna mı gitti öküz abi?
- zoruma gitti tabi lan! güya ben onun doğum gününde pasta almamışım!
- aldın mı peki?
- sana ne?
- aldın mıııı?
- yok, almadım.
- e yarraam, hem almamışsın, hem de ''almamışım!'' diye ayak yapıyon. o sana doğum gününde aldı mı pasta?
- aldı. hem de taa oralardan getirdi.
- güzel miydi?
- güzeldi.
- aşkolsun!
- niye?
- bana niye bi parça ayırmadın?
- lan bi siktir git yaa!
- kötüsün işte.. e, başka?
- yıldönümünde gerekli hassasiyeti göstermemişim..
- ne gibi abi?
- o, sabah kalkıp yeni elbiselerini giymiş.
- ee?
- benim için makyaj yapıp süslenmiş.
- ee?
- ben makyaj yapmamışım!
- e sen de ayıp etmişsin ama. bari azıcık ruj süreydin!
- o güne özel bi yazı yazmamışım!
- yazdın mı?
- ımmm, yazdım da, o güne özel ayrıca bişi yazmadım.
- peki başka?
- yani böyle şeyler işte..
- haksız mı sence?
- yok.. haklı. o benden daha çok dikkat ediyor böyle şeylere.
- sen niye etmiyon?
- bazen hakkaten öküz oluyom.
- ne bazeni, ne bazeni? every time!
- önemsemediğimden diil. ama bazen onun düşündüğüyle benim yaptıklarım uyuşmayabiliyor. o hiçbir şeyi atlamadı bugüne kadar.
- atlamış. ben biliyom.
- ne atlamış lan? hem sen nerden biliyon?
- lohusayken hıdrellez ateşinden atlamış. ayağı kırılmış hatta. yaaa!
- siktir git yaa, ben de ciddi ciddi dinliyom şu herifi.
- şaka yaptık, sen de hemen kızıyon.
- yapma şaka falan, sikerim şimdi yedi ceddini şaka niyetine!
- neyse, bunlar pek büyük şeyler diil. ben senden daha büyük öküzlükler bekliyodum şahsen. yani kapasiten var o konuda..
- başka kapasitelerim de var, görmek ister misin?
- yok, kalsın. sana bişi sorucam.
- sor.
- ne vakit sevdin o ablayı?
- çok oldu.
- ne vakittir seviyon?
- o da çok oldu.
- ne vakit sevmekten vazgeçicen?
- benden önce ölürse.
- o senden vazgeçerse?
- yüzüne kezzap atarım.
- hakkaten de baya hisli bi öküzmüşün sen!
- hissinin amına kodurma da git çay getir.

-alıntı-

Madden

Tek Çocuk

Tek çocuk olarak okuduğum bu güzel yazıyı paylaşmak istedim, tabiki tamamiyle uymuyor şahsıma ancak gayet güzel anlatmış yazar. Buyrun efenim,

tek çocuklar kaynakları/hacimleri/mekânları/
zamanları paylaşmayı bilmezler.

zira bunları öğrenmeleri gerekmemektedir.
tek bildikleri/öğrendikleri kendi kendine olma/yetme sanatı'dır.

yalan söylemeyi de bilmez ve hayatlarının sonuna kadar doğru dürüst/dört dörtlük öğrenemezler.

pratik eksiklikleri üstlerinden başlarından dökülür. yalan söylüyorlarsa, bi ellerine bayrak alıp 'yalan söylüyorum ve beceremiyorum!' diye bağırmadıkları kalır. o denli belli olur yani: egzersiz eksikliği!

tek çocuklar hiçbir şeyi paylaşmayı öğrenmek durumunda kalmadıkları için, paylaşmaları 'gerektiğine' inandıklarında, haddinden fazla paylaşımcı kesilirler.
aynen sabrı öğrenmeleri gerekmediği için; temelde son derece sabırsız olabilmelerine imkân tanındığı için, gereksiz zamanlarda inanılmaz sabırlı olabildikleri gibi. birer sabır taşı'na büyük bir inatla dönüşebildikleri gibi.

madden ve manen cömertliğin sınırlarını da ihlâl edebilirler. zira hiçbir zaman saklamayı/cimrilenmeyi/tutmayı adam gibi öğrenmemişlerdir. öğrenmeleri gerekmemiştir.

gündelik hayatın normal komünikasyon yöntemlerine de: kıvırmaya/idare etmeye/manipüle etmeye/zamana yaymaya, yabancıdırlar.
zira bir nevi doğal 'yaban'dırlar.

tüm bu eksikliklerini, temel sosyalleşme teknikleri'ni/taktiklerini sağlayabilmek için bildikleri yalnızca bir yol vardır:
insan tavlamak. anneleri babaları onlara daima 'tav' olmuştur. âlemin de böyle işlediğini varsayarlar.
sınırsız gözükebilen flörtçülüklerinin, karşılarındaki 'normal' fanilerde nasıl karşılıklar yaratacağını hiçbir zaman kestiremez, bilemezler.

zira her nevi 'normal' insan ilişkisi onlar için çokçok bilinmeyenli bir denklem gibidir ve onlar tüm açıklarını yetileriyle/karizmalarıyla/baştan çıkırıcılıklarıyla/samimiyetleriyle kapatmaya koşullanmış gibidirler.

çok alışkın ve 'evde' oldukları tek kişilik inlerinden çıkınca, 'normal' farz ettikleri ilişki kurma biçimlerinin 'diğerlerine' son derece istisnai/yoldan çıkarıcı/tavlayıcı geldiğini başlarda asla fark edemezler.

oysa onların daha iyisini bilmedikleri için sergiledikleri olağanüstü samimiyet, esasında fevkâlâde kırılganlığı da beraberinde taşır.
çok 'doğal' ve 'açık' ve 'tabak gibi ortada' tezahür etmektedirler; zira temel yıllarından gelen bir başka çocuklarla eğitilme/eşitlenme/yola getirilme eksikleri oldukları için, diğerleri gibi 'kapalı', 'mesafeli', 'temkinli' kısaca 'normal' görünmeyi, bilmemektedirler.

bu: aşırı samimi tezahür etme hali karşılarındaki insanları hem oyunlarına gelmeye, hem de ilişki sınırları'nı ihlâl etmeye teşvik eder.
o zaman neye uğradıklarını şaşırır, hayretler ve hatırı sayılır bir tiksinme hali içinde, donakalırlar.
zira onların samimiyeti, sınır ihlâlleri'ne açık bir davetiye değil; tam tersine sınırlar onlar için 'normal' fanilerden kat be kat daha mühim olduğu için oyun alanlarını işaret etme faaliyetidir.

zira tek çocukluklarının tabiatı icabı: güvensizdirler, soğukturlar, 'normallerden' çok çok daha mesafelidirler, kendilerine feci şekilde yetmektedirler ve sosyalleşmek adına gösterdikleri her çaba zaten bir çabalamadır. sırt üstü eğilmedir. zordur. onlara ziyadesiyle zor gelmektedir.
yorucu, hatta bezdiricidir.

bu kadar zorlandıkları için de, aşırıya kaçmaktadırlar.
karşılarındaki insanlar'ın bu hazin eforu doğru okuyacağını sanırlar. herkesten daha fazla mesafeye ve alana ihtiyaçları olma hallerini, sahiciliklerinin hüznüyle ortaya koyduklarını sanırlar.

aşırı çaba gösterdikleri için, muhakkak anlaşıldıklarını sanırlar. yalanları olmadığı için, çok açık anlattıklarını-
oysa karşılarında gördükleri yalnızca ciddi sınır ihlâlleri'dir.
en istemedikleri! en korktukları!
kâbusları! dayanamadıkları!

bu ihlâller karşısında neye uğradıklarını şaşırır, yanlış anlaşılmalarının kendi ilişkilenme yöntemlerinin kusurluluğundan kaynaklandığını, tam olarak kavrayamazlar.

zira onlar 'öyledirler'. 'öyle kabul edilmeleri' gerekmektedir. başka çocuklarla büyümedikleri için, bunun böyle olamayabileceği/üstelik de çoğu zaman, ruhlarına dank etmez. yüzde yüz kabul ve anlaşılma/anlama eforu 'normallerin' normları arasında değildir.

afallar, üzülür, kırılır sınır ihlâl edenler'den ne kadar bunaldıklarını düşünüp onları ebediyete kadar unutulanlar vadisi'ne fırlatıp evlerine/inlerine/kendilerine kaçmak isterler.

insanları elde etmek taarruzları ne kadar şiddetliyse, kaçma pratikleri ve arzuları da o kadar güçlüdür.
kısacası: onlar en iyi kaçmayı bilirler.
sınır ihlâl edenler'in her nevi reddi, silinmeyi ziyadesiyle hak ettiğini düşünerek.

üstelik kalpleri kırık.
ve fakat yeniden yeminli: kendi 1 başlarına en iyidirler.

Madden

Lol ((:

Barbie-"Joel Im really scared you've been drinking again"

Joel Doll-"I won't hit you but I'll shake the shit out of you ahhh"

Joel Doll-"Don't tell me how much I can drink Im rock and roll this is my job its my job to be crazy shut up bitch"

Barbie-"What about the life we've built together"

Joel Doll-"What happens on the road stays on the road shut up get off my tour bus"


Madden

23 Mayıs 2011 Pazartesi

Pirates of the Caribbean: On Stranger Tides (2011)

Bizdeki adıyla Karayip Korsanları: Gizemli Denizlerde yani serinin 4. filmi. Konusıyla da oyunculuğuyla da sonuyla da gayet başarılıydı. Bana kalırsa 3. filmden Yani At World's End 'den çok daha iyiydi. Tabiki herkesin dediği gibi ilk filmin tadı apayrı ama 2. filmle çok rahat kapışır diye düşünüyorum. Düşüncelerimi Imdb ile destekledim ve araştırdım. İlk film 8.0 ile ilk sıradayken 2 ve 4, 7.3 ve 7.2 ile başa baş gidiyor ki 4 daha yeni çıktı. Ben 4 ün 2'yi geçebileceğini düşünüyorum. 3. film ise 7.0 ile serinin en az oy alan filmi. 2 saat 15 dakika film ve bu sefer Jack'i daha çok gördüğümüz için daha mutluyum. Hatta Elizabeth karakterinin affedersiniz ama s.ktirip gitmesi beni çok çok sevindirdi. Yazının bundan sonrasında filmin içeriğinden ve sonundan bahsedeceğim için lütfen izleyecek olanlar okumasın. Demedi demeyin.

Mahkeme salonu görüyoruz ilk sahnelerde. Sözde Jack mahkemeye çıkacak ama bakıyoruz ki Gibs! Biri kendini Jack diye tanıtıyor falan sürekli, Jack arıyor adamı. Adam kadın çıkıyor yani Penelope. Daha doğrusu filmdeki adıyla Angelica. Jack'in aşık olduğu kadın! Hayat pınarını arıyorlar birlikte. Bu arada Barbossa İngiliz donanmasına girmiş, o da hayat pınarını arıyor. Kara sakal diye bir kaptan var Angelica'nın babası. Jack de onlarla birlite. Adam büyülü bir tip. Batırdığı gemileri şişelerin içinde saklıyor. Bu arada Barossa bir bacağını kaybetmiş. Meğer Kara sakal Kara İnci'yi çalmış. Barbossa'da bacağını kaybetmiş. Barbossa'nın amacı Kara sakaldan intikam almakmış. Sonunda Kara sakal ölüyor. Barbossa, Kraliçe Anne' in laneti adındaki Kara sakalın gemisinin kaptanı oluyor. Jack sahile iniyor bakıyor Gibs. Gibs şişedeki bütün gemileri çalmış. Birlikte gün batımına ilerliyorlar..

Madden

21 Mayıs 2011 Cumartesi

Priest (2011) / Kutsal Savaşçı

Imdb puanı 5.6 olan film benim gibi bir vampir sever için rahatsız ediciydi. Başroldeki Priest arkadaş gayet bombaydı gerçi ama Vampirleri gözsüz 4 dişli gri renkli yaratıklar olarak göstermelerinden hoşnut olmadım. Kısaca konusu vampir kardeşlerle insanlar arasında savaş olmuş. Bu Priest arkadaşlar klise tarafından yetiştirilmiş. Vampirleri yenmiş. İnsanlar kapalı şehirlerde tutuluyorlar. Klise beyinlerini yıkamış. Bizim cool Priest'imizin yeğenini vampirler kaçırıyor, karşı geliyor adam çıkıyor şehirden falan. İzlenir yani. Bir kaç şaşırtıcı noktası var, dikkatle izlenirse anlaşılması kolay gerçi. Ama asıl olayı sonuna yakın öğreniyoruz. Söylemiycem çatlayın. :D

Madden

20 Mayıs 2011 Cuma

İnsan babası ölünce büyüyor çünkü.

İnsan babası ölünce büyüyor çünkü.
Yalnız başına kalıyorsunuz o zaman artık.

Çocukken her şeyi bilen, herkesten güçlü olan babamız biz büyüdükçe küçülüyor.

Zamanını tamamlamış ve geçmişte kalmış bir yaşlı olarak kendi köşesinden bize bakıyor.
Uzakta olsa da, bize dokunamasa da...

Usandıracak kadar ayrıntılı sorularla hayatı öğrendiğimiz, her şeyi bilen babamızın sorularıysa biz büyüdükçe artık bize sıkıcı gelmeye başlıyor. Müdahale etmese, soru sormasa ne iyi olur dediğimiz zamanlar çok oluyor artık. Biz ondan daha iyi biliyoruz ya her şeyi.
Zaman artık onun zamanı değil ya... Teknoloji gelişti ya... Her şey değişti ya...

Oysa ne zaman ki babanızı kaybediyorsunuz, işte o zaman gerçekten büyüyorsunuz.
Çünkü çınarın gölgesi yok artık üzerinizde. Sizi fark etmediğiniz halde yağmurdan, güneşten koruyormuş meğer o gölge.

Siz de aile kuruyorsunuz, baba oluyorsunuz, sizinde gölge yaptığınız ve koruduğunuz birileri oluyor ama o gölgeyi çok arıyorsunuz.

Babanız öldüğünde büyüyorsunuz.
Artık soru soracağınız, öğreneceğiniz, azarını duyacağınız, takdirini alacağınız, akşam eve dönerken yolunu gözleyeceğiniz, korkacağınız bir babanız yoksa büyüyorsunuz.
Yarınınızdan sorumlu tuttuğunuz, her istediğinizi almak zorunda olan o kişi yoksa artık...

Hep sessiz ağlayan, suskun seven, en zor dönemde bile yıkılmaz görünen, sırtınızı dayadığınız çınar ağacınız yoksa artık...

Büyüyorsunuz o zaman işte.

Savaşın ortasında komutansız kalmaktır, babasız kalmak.

Kaç yaşınızda olursanız olun babanız yaşıyorsa hala çocuksunuzdur

15 Mayıs 2011 Pazar

Rio (2011)

Imdb: 7.3 Valla kenks bence Shrek'ten daha iyiydi o kadarını söyleyeyim. Ki Shrek 3 ve 4 ten daha yüksek oy almış. Daha çnceki kayıtlarımda uzun zamandır animasyonlarda durgunluk olduğunu ve Tangled yani Karmakarışık filminin beni yeniden şaşırttığını söylemiştim. Rio en az Tangled kadar güzeldi. Hatta hikayesi ve sonu çok daha güzeldi. Kısaca Rio'da doğan ve Minnesota'da büyüyen, Blu adında bir makav papağanı Rio'ya gider ve orda Jewel adında dişi bir makavla tanışır. Rio'da makavların nesli tükenmektedir ve Rio uçmayı bilmemektedir! Tavsiye ediyorum ;)





Madden

Babalar Kızlarını....

Babalar aslında en çok kızlarını severler
Ama inanmaz kimse buna
“Yalan” derler“im...kansız” derler.
Her nedense kimse çıkıp da “neden?” demez.
Nedendir bilir misiniz?
Çünkü kız babası olmak,
Farklıdır, özeldir bambaşka bir duygusallık verir babalara
Hayatında hiç ağlamayan babalar bile kızlarını ellerine aldıklarında
Tutamazlar göz yaşlarını…
Ama bir taraftan da zordur kız babası olmak.
Bir kız iki evlat demektir.
İki canı birden sırtına yüklenmek demektir.
Çünkü biri iki yapan da kadındır, ikiyi üç yapan da…

Bunu bildiklerinden babalar,
Onların üzerlerine daha da titrerler.
Onlara her baktıklarında annelerini,
Bazen kırdıkları ama her şeye rağmen onları yetiştiren
Annelerini anımsarlar…

Ama bir yandan da koruma iç güdülerine yenilirler
Kızlarına hiçbir şey olmasın
Onlar hiç üzülmesin,
Gözlerinden bir damla yaş gelmesin isterler
O bir damla yaş için koca dünyayı yıkacak olurlar…

Ama bu sevgilerini,
bu bağlılıklarını,
Asla gösteremezler, utanırlar.
Çünkü baba demek; güçlü, çatık kaşlı olmak olarak öğretilmiştir
Onlara…

Gülümsemek isterler o güzel kızlarına gülümsemek…
Ama rolünün dışına çıktıklarını düşünüp
Dönerler eski çatık kaşlı, gergin suratlarına…
Bazen ağlamak isterler
Ama “Erkekler ağlamaz” denmiştir onlara
Yapamazlar bu yüzden saklarlar gözyaşlarını…

İşte böylece her şeyi içlerine atarlar
Kız babaları
Yansıtmazlar asla duygularını…

Ama dayanamazlar gece yarılarına
Ve giderler o güzel kızlarının tatlı şirin odalarına
Uzun uzun bakarlar yüzlerine
Ve bir kez daha hayran olurlar
O muhteşem güzelliklerine
Gündüzleri dokunamadıkları gözlerine, ellerine
Hiç bırakmayacakmış gibi dokunurlar
İçlerindeki duygunun gözyaşlarını boşaltırlar
Ve yavaşça güzel kızlarını öpüp
“İyi geceler” derler
Derinden derinden…

Eğer siz de bir sabah uyandığınızda yanağınızda
Bir damla gözyaşı hissederseniz
Bilin ki babanız o gece de sizi izlemiş
Ve en sonun da “iyi geceler” deyip gitmiştir…

14 Mayıs 2011 Cumartesi

Kep.


Dün gece Bal'da kep gecesiydi. Heyecanla başladığımız yolculuğun sonuna geldik. Bol bol gülücük bir o kadar göz yaşı ve sıkıntıyla bitti 4 yıl. Dallas, Gossipgirl ve Godfather karışımı senelerimize şu noktadan bakınca nasıl sığdırdık onca şeyi diyorum, sizleri unutmayacağım.

Madden

11 Mayıs 2011 Çarşamba

Thor (2011)


Bu haftasonu çok fenaydı, ninem kalp krizi geçirdi falan ama geçen haftasonu bomba gibiydi. Koşunun gazıyla 1 Mayısta Thor'a gittik kenkslerle :) Chris Hemsworth, Anthony Hopkins ve Natalie Portman başrolü paylaşıyor. 3D grafikler gayet güzeldi. Portman'ı sevmesem de Thor'u görmek oldukça zevkliydi. Film imdb'den 7.6 almış. Haketmiş de. Beni rahatsız eden tek ayrıntı Loki'ydi. Efsaneye bağlı kalınmadan çekilmişti bana kalırsa film. Maske 2'de karşımıza çıkan o sevimli Loki ile alakası yoktu. Ayrıca sanıldığının aksine Loki, Odinin oğlu değildir.Bu konuda filmde hoşuma giden tek açıklama Laufey'nin oğlu olduğunun ortaya çıkmasıydı. Ama yanlış olan Odin'in Loki'yi oğlu olarak alması olmuş, çünkü Loki Odin'in kan kardeşidir. Neyse güzeldi o gün yahu. Severim ben Loki'yi ;)

Madden